Bulutların Üzerinde

Nazlı’mın, duygularından tam emin olmadan dışa vurmama gibi bir özelliği vardı. Bu nedenle o ilk akşam yemeğinden sonra benim içim kıpır kıpırdı ama O pek renk vermemişti. Sonradan bana söylediği; “çok hoş, güzel ve farklı şeyler hissettim ama biraz beklemeliyim dedim kendi kendime”. Pazartesi ve Salı günleri içim içimi yedi ama bir türlü arayamadım. Sonra 8 Mart Çarşamba Kadınlar Günü idi, bir cesaret SMS gönderdim, onun için neler hissettiğimi açık açık yazdım. Sonra Nazlı’mdan bir mesaj, “beni bulutların üzerine çıkardın!”. Hayatımda o ana kadar bundan güzel söz işitmemiştim. Birbirimize aşık olmuştuk. Ne kadar mutluyduk.

Sonra cep telefonlarımız elimizden düşmedi gece yarılarına kadar, sabah uyanır uyanmaz tekrar elimize almak üzere. O yılları yaşayanlar bilir, SMS mesajı göndermenin ne kadar zahmetli olduğunu, ama bizim için farketmiyordu, çünkü bulutların üzerindeydik artık.

Büyük bir heyecanla Cuma akşamı sinemaya gitmek üzere sözleştik. Nazlı’mı evinden aldım. Önce bir şeyler yemek istedik ve aklımıza  Siyah-Beyaz’a gitmek geldi. Ne hoş bir yerdir, Ankara’da orası, bilenler bilir. Birbirimizle sohbet etmeye o kadar susamıştık ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Geceyarısını çoktan geçmişti. Nazlı’mı evine bırakırken o kadar mutluydum ki….

Ertesi gün Cumartesi öğleden sonra sinemaya gitmek için Migros Alışveriş Merkezi’ndeydik. Şimdinin AnkaMall’u. Nazlı’mın seçtiği filmi çok iyi hatırlıyorum. The Insider (Köstebek), sigara firmalarının karanlık yüzünü anlatan bir filmdi. Zaten bütün filmlerimizi, sinemada olsun televizyonda olsun hep O seçerdi. İstisnasız hepsi de o kadar güzel olurdu ki film bitince hep “nasıl yine iyi film seçmemiş miyim? Ben seçerim de iyi olmaz mı.”derdi. Şimdi ben nasıl iyi filmi seçeceğim bilmiyorum. O benim rehberim, yoldaşım, hayat arkadaşım, kısaca herşeyimdi. Film sırasında ellerimizin hiç birbirlerinden ayrılmadığını hatırlıyorum. O günden sonra her filmi elele seyrettik.

Sinema çıkışında, Güvenlik caddesindeki Alpay’ın o şirin barına gittik. O kadar mutluyduk ki sanki ilk gençlik günlerimize dönmüştük ve hayatı yeniden yaşamaya başlamıştık. İlk öpüşmemiz… Su gibi akan zaman… Birbirimizden kopamıyorduk. Geceyarısından sonra bardan çıkıp kendimizi yollara bıraktık. Kendimizi bir süre sonra Gölbaşı’nda tam gölün karşısında patika bir yolda bulduk. Sabahın ilk ışıklarına kadar elele konuştuğumuzu, öpüştüğümüzü dün gibi hatırlıyorum. Sonra istemeye istemeye şehre dönüşümüz, yolda ben arabayı kullanırken, Nazlı’mın bir elimi sımsıkı tutuşu yol boyunca, o kadar canlı ki hafızamda hala….

 

 

Bir rüyanın başlangıcı

Yıl 1999, hani o büyük depremlerin insanların hayatlarını altüst ettiği sene, farkında olmadan biz de, bizi birbirimize kavuşturacak olan yolların taşlarını döşemekteymişiz. Nazlı’m 1999 un Mart ayında biten mutsuz bir evliliğin kalıntılarından kurtulmaya çalışıyor ve çok sevdiği oğlu Aydınyavuz ile birlikte kendine yeni bir hayat kurma gayreti içindeydi. Sonradan bana söylediği gibi, yazın çok sevdiği Çesme’deki yazlıkta okuduğu bir kitaptan esinlenerek, sürekli “ruh eşini” çağırmaktaymış. Bana hep söylerdi: “Seni çağırdım ve geldin!”

Bizim birbirimizi bulmamızı sağlayan bir ortak noktamız varmış. Ikimizin de bir kişisel gelişim platformu ile bağımız vardı o sıralar. Ben 1996 da katılmıştım ama “defter yazma” görevini savsakladığım için atılmak üzereydim ve toplantılarına uzun bir süredir gitmiyordum. Ve Kasım 1999 a kadar yazma işini bitirmek zorunda olduğum için o yaz harıl harıl yazıyordum. Tıpkı Nazlı’m gibi. O da 1999 başında bu oluşuma katılmış ve her zaman çok aceleci olduğu için, o Yaz defter yazma işini bitirmeye karar vermişti. Sonradan oğrendim ki Nazlı’m benden çok önce işini bitirmişti. Ben ancak Kasım ayı ortasında bitirebildim ve toplantılara katılma iznini aldım.

Ve rüya Aralık ayında başladi. Önce toplantı salonunda kısa sohbetler, sanki birbirimizi hep tanıyormuşuz gibi. Sonra çok iyi hatırlıyorum, 14 Ocak 2000 akşamı aynı oluşumdan bir arkadaşın evinde tekrar karşılaşma. Salona girdiğinde sanki güneş doğuyor hissine kapılmıştım. O gece onun da aklından geçen; “ne kadar hoş bir çocuk, ama parmağında yüzük var, tüh” olmuş. Daha sonra aklımda hep Nazlı’m, yine bazı arkadaş toplantılarında bir araya gelmeler. Ama bir türlü içimden geçenleri Nazlı’ma söyleyemiyordum cesaret edip de.

Fakat Şubat ayinin son haftasi idi, telefon ettim nihayet. “Bir öğlen yemeği yiyelim mi birlikte” diye sordum. Nazlı’m “yok olmaz, hiç vaktim olmuyor öğlenleri, haftasonu olabilir ama” dedi, mutluluktan uçuyorum o siralar. 4 Mart 2000 Cumartesi akşamı ODTÜ Vişnelik’e gitmeye karar verdik. O akşam Nazlı’mı arabamla evinden almaya gelirken, oturacağı koltuğa tek bir gül goncası koymuştum. Arabaya binerken farketti, “bu nedir?” dedi. “Sadece senin için” dedim. Hala o gül goncası evimizde duruyor. Nazlı’m sakladı hepsini….

O Nazlı’m ile geçen muhteşem akşam yemeğinden sonra anladim ki aşık olmuştum. Mideme giren krampları, nefes almamdaki zorlukları, baş dönmelerini daha dün gibi hatırlıyorum. Pazartesi günü işyerime gittiğimde, Halkbank inşaat müdürlüğünde çalışıyordum o sıralar, arkadaşlarım ben de bir değişiklik olduğunu farkettiler. Sordular hemen. Nazlı’ma aşık olmak böyle bir şeymiş demek ki….

İnadına Sevgi

En sık duyduğum sorusuydu, “Sen kimin canısın?” diye sorardı bana Nazlı’m. Ben de her seferinde büyük bir mutlulukla “tabi seninim, seninim…” derdim. Sonra devam ederdi “ben kimin canıyım?” diye. Hayatımın sonuna kadar benim”canım” olarak kalacaksın birtanem, güzel gözlüm, ruh eşim, hayat arkadaşım, herşeyim.

Bir rüya gibi geçen 18 yıl boyunca ben onun sevgili  Muri’siydim. O koymuştu ismimi. Ne büyük bir hediyeydi benim için. O benim hayattaki pusulam, hayat enerjim, yaşama sevincimdi. 5 Ocak 2018 Cuma sabahı çok, çok parlak bir yıldız gibi kayıp gitti sonsuzluğa. Benim diğer yarımı da götürdün giderken, sonsuz bir boşluk bırakarak içimde; ama diğer seni tanıyan insanların kalbinde de derin bir acı ve özlem bıraktın birtanem…

Nazlı’m ile geçirdiğim muhteşem (bu kelime O’nun en yüksek beğeni ifadesiydi) yılların hikayesini tüm evrenle paylaşmak istedim ve yazmaya karar verdim. İçimden taşanları kalbinde sevgi olanlarla paylaşmak istiyorum.