Biricik sevgilim, hayat ışığım Nazlıcığım; geçen sene bu zamanlar, Temmuz ayının ilk haftasından itibaren yaşamağa başladığımız kabus günlerdeydik. Bir yanda karaciğerinde 9.5 cm ye ulaştığı söylenen tümör; öte yanda ABD’ye gönderilen doku örneklerine göre tavsiye edilen ilacın verdiği umut… ve yine büyük umutlarla gittiğimiz Bahçelievler’deki biyoenerji seansları… Ölüm ve Sen o kadar birbirine yakışmayan kelimelerdi ki aklıma bile getirmek istemiyordum. O kadar güçlü idin ki gözümde “Nazlıcığım bunu da atlatacaktır” diyordum.
Ağustos ortalarıydı, “Bayramda Çeşme’ye gidelim, Ilıca Otel’de kalırız” dedin. Özlemiştin o çok sevdiğin Boyalık Sitesi’ndeki evini. Önceki sene de gidememiştik seni fazla yormamak için. Ben de sevindim, umutlarımızı tazeleriz, Ankara’nın boğucu havasından biraz kurtuluruz diye düşündüm.
Yeni bir umut olan ilacını da yanımıza alıp yola koyulduk. Çok mutluydun. “Yeneceğim ben bu hastalığı yeni ilaçla” diyordun. Otele vardığımızda bir de ne görelim; senin celladın, doktorun Hakan Akbulut da aynı otelde. O bizi görmemişti. Sen de konuşmak istememiştin adamla. Ama canın biraz sıkılmıştı, onu görünce.
Ne güzel vakit geçirmiştik o kısacık bir haftada. Ne kadar mutlu ve umutluydun. Sevgili anneciğinle yıllar önce Ilıca Otel’e ne kadar çok geldiğinizden bahsetmiştin, özellikle Türk hamamına. Dolaştık her tarafını, anılarını tazeledin. Çok sevdiğin Çeşme’nin denizinde yüzdün, başında bonenle. Özgürce yüzdün, yüzdün. Açılma fazla dedim, açıldın. Ne iyi yapmışsın…Hep benden önce inerdin kahvaltıya, “yavaşsın, yavaş” derdin bana. Neden hep bu kadar hızlı oldun Nazlıcığım, birtanem, sevgilim… Beni bıraktın buralarda ve gittin…
Bu senin veda gezinmiş Çeşme’ye, bilemedim. Evini de görmek istedin. Gittik, çok sevdiğin balkonunda biraz oturduk. Özlemiştin evini, o güzel yaz günlerini, gecelerini…Ama umutluyduk, yenecektin bu hastalığı…
Yine çok sevdiğin Aysel hocanı da ziyaret etmek, görmek istedin. Gittik. Ne çok sevinmiştin onu görünce… Seni öz kızı gibi görürdü, sen de onu annen…Epey üzgündün; çok sevdiğin baban ve oğlunun son aylardaki tutumlarından.. Aysel hoca “üzülme kızım, bunlar da geçer” diyordu, seni teselli etmek isterken…Ferda hocan da Çeşme’de idi. Senin favori yerlerinden olan Reyhan pastanesinde buluşup, ne güzel sohbet etmiştik, geç saatlere kadar…
Ne kadar mutlu ve umutluyduk Ankara’ya arabamızla geri dönerken. İkimiz birlikteyken her türlü zorluğu yeneceğimize o kadar çok inanmıştık ki….O güne kadar hep öyle olmuştu zaten…Ama bilemedim; bunun son bayramımız olduğunu…O kadar çaresiz ve yalnızım ki canım Nazlıcığım sen yok iken yanımda…Seni hergün daha fazla özlüyorum…”Beni fazla bekletme orada” demiştin geçen sene Ebru ile sohbet ederken… Ama nasıl olacak bilmiyorum, sana bir an evvel kavuşmak…
