Mutluluk…

Herşey o kadar hızlı gelişiyordu ki; ben geçmiş hayatıma bir çırpıda veda edip halamın evine yerleşmiştim ve çok mutluydum, Nazlı’m ise hayatının daha anlamlı bir hale geldiğini ve iyi ki benimle karşılaştığını söylüyordu. Artık fırsat bulduğumuz her anı birlikte değerlendiriyorduk, ayrı kaldığımız diğer zamanlarda ise telefon elimizden düşmüyordu. Sürekli aramızda gidip gelen SMS mesajları, saatlerce süren telefon konuşmalarımız. Hatırlıyorum o günlerde maaşımın 1/3 nün telefon faturama gittiğini. Ne harika günlermiş, şimdi geriye doğru dönüp baktığımda… Çok, çok mutluyduk…

Nazlıcığım mutluluğunu etrafındaki sevdikleriyle paylaşmayı o kadar severdi ki. O hafta Kurban Bayramı haftasıydı, Mart ayının ortası, beni evine davet etti, ilk defa. Amacı beni çok sevdiği oğlu Aydınyavuz ile tanıştırmakmış. Ne kadar sevinmişti; Aydınyavuz annesine “iyi bir adama benziyor, anne” dediğinde, ben salonda otururken. Bu sözü hayatı boyunca hatırladı Nazlı’m.

Aradan iki hafta geçmişti, Mart ayının son haftasındaydık yanlış hatırlamıyorsam. Pazar günü Eymir gölü kenarındaki bir kafeteryada otururken, aniden “neden babamı görmeye gitmiyoruz?, hadi gidelim” dedi. Aslında O’nu tanıdığım kadarıyla, bu düşünce kafasında hep vardı. Şimdi uygun zamanın geldiğini düşünmüştü. Hemen telefon etti çok sevdiği babasına, “biz geliyoruz baba!” dedi. Gittik, tanıştık, sohbet ettik. “Biz birbirimizi seviyoruz. Murat boşanma aşamasında” dedi babasına. O zamanlar henüz Muri ismini vermemişti Canım, bana. Sonraki gün yine çok sevinçliydi. Babası ona “iyi bir çocuğa benziyor, medeni cesareti olan” demişti çünkü.

Ne kadar güzel, içinde saf sevgiyi taşıyan günlermiş o günler. Bilmiyorduk ki hemen ertesinde bizim sevgimizi anlayamayan, sadece kin, nefret ve türlü hesaplarla bu beraberliği baltalamaya çalışanların hep beraber harekete geçeceğini.

Olsun biz mutluyduk ya gerisinin hiç önemi yoktu. Az daha unutuyordum. O günlerde Nazlıcığım “hadi bugün iş çıkışı, annemin mezarını ziyarete gidiyoruz” dedi. Beni, çok sevdiği, hayattaki hep iyi şeyleri ondan öğrendiğini söylediği annesiyle tanıştırmak istemişti. Gittik, kabrini ziyaret ettik anneciğinin. Yine ne kadar çok mutlu olmuştu Nazlı’m.

Bu arada etrafımızda o kadar çok iyi insan vardı ki bizim sevgimizi görüp bizim için birşeyler yapmak isteyen. Nisan ayının ilk haftasıydı, beraber ilk şehir dışı gezimizi yapmak istedik. Aklımıza Kapadokya geldi. Arkadaşım Mete’nin kayınpederi Göreme Belediye başkanı olan Fevzi Günal’dı. Hemen gelmek istediğimizi haber verince, ne kadar büyük misafirperverlik, dostluk göstermişti Fevzi Bey. Bizim otelde odamızı ayarlamış, bize rehberlik etsin diye belediyenin bir çalışanını bile görevlendirmişti. Unutulmaz bir “ilk gezimiz” olmuştu.

O günlerde halamın evinde kalıyor, ama her akşam Nazlıcığımı ziyarete geliyordum. Aydınyavuz ile ilişkim ne kadar güzel başlamıştı ilk başlarda. Her akşam ayrılacağım sırada ” Anne, Murat niye burada kalmıyor, televizyon odasındaki çek-yatta kalabilir” derdi. Nazlı’m için ne kadar mutluluk verici bir sözdü bu. Bu günlerin en canlı şahidi, Nazlı’mın can dostu, herşeyini paylaştığı Münevver’di. Nazlıcığımın deyişiyle çok sevgili Müniş’i…

 

 

Yorum bırakın